İlk öykü kitabı “Sardunyalar Güneşe Bayılır” ile Başak Arslan: “Hayatın küçük anlarında saklı büyük duygular”
Edebiyat söyleşilerine sık sık gitmeye çalışan bir okur olarak zaman içinde oraya gelen pek çok dinleyici ile de tanışıyor, hatta tanışınca yayınlanan-yayınlanacak öykülerini de takip eder haline geliyorum. Bu doğrultuda yine bir söyleşi vesilesiyle tanıdığım Başak Arslan da içten kişiliğiyle yazdıklarını merak etmemi sağlamıştı. Hatta sonradan Notos Dergi’de yer alan “Keşke Sen de Gelseydin” öyküsünü de beğeniyle okumuştum. Ondan dolayı 2025’in benim için güzel bir haberi de sonunda Başak Arslan’ın da bir ilk öykü kitabını okurlarla buluşturacak olması oldu. Sel Yayıncılık’tan yayımlanan “Sardunyalar Güneşe Bayılır” yıl içinde beğeni ile okuduğum ilk öykü kitaplarından biri haline geldi. Ben de istedim ki Başak Arslan ile ilk öykü kitabını, aldığı geri dönüşleri ve gelecek çalışmalarını Kendine Özgü için konuşalım. İyi okumalar!
Öncelikle çoğumuz sizin öykülerinizi dergilerle duyduk. Bu bağlamda halen dergilerde yayımlanan öyküleriniz size o dergiler bağlamında tecrübe anlamında neler kattı?
-Aslında benim için dergiler, yazma yolculuğumdaki ilk adımların atıldığı yerler. Her yayımlanan öyküm bana yazma cesareti kazandırdı. Dergilerde görünür olmak okura ulaşmanın en önemli yollarından biri. Yazdıklarımın okura değdiğini görmek benim için en güçlü motivasyonlardan biri.
Sardunyalar Güneşe Bayılır’daki öykülerin oluşum süreci nasıl gelişti? Bu bağlamda dergilerde yayınlanan öykülerinizden burada yer alan öyküler oldu mu, oldu ise hangi öykülerdi?
-Benim elimde epeyce bir öykü birikmişti. Aralarından en güçlü öyküleri seçmeye çalıştım. Evet, kitapta daha önce dergilerde yayımlanmış beş öyküm de yer alıyor. Keşke Sen de Gelseydin Notos’ta, Kuguyruguk Altzine’de, Yarın Yine Gelirim Parşömen’de, Evi Gezmek Beş Lira ve Ayrık Otları ise Trendeki Yabancı’da yayımlanmıştı. Diğer öyküler ise okurla ilk kez bu kitapta buluşuyor.
Sel ile yollarınız nasıl kesişti?
-Aslında Sel, benim için hep hayalini kurduğum, yolumun kesişmesini çok istediğim bir yayıneviydi. Bunu beni tanıyan herkes iyi bilir. O yüzden dosyam tamamlandığında hiç tereddüt etmeden Sel’e gönderdim. Yaklaşık üç ay sonra yayınevinden dosyamın inceleme sırasının geldiğine dair bir haber aldım. Üç ay sonra da editörüm Zarife (Biliz) Hanım sonucu bildiren o güzel “münferit” mailini paylaştı!
Onlardan olumlu dönüş almak benim için sadece bir yayınlanma değil, aynı zamanda yıllardır kurduğum bir hayalin de gerçekleşmesiydi. Bazen insanın içinden, kalbinden geçen şeyler zamanı gelince yolunu buluyor sanırım.
Sardunyalar Güneşe Bayılır ile ilgili nasıl geri dönüşler aldınız?
-Sardunyalar Güneşe Bayılır yayımlandıktan sonra beklediğimden daha samimi ve sıcak dönüşler aldım. Okurların öykülerdeki karakterlerle bağ kurduğunu görmek beni çok mutlu etti. Bazı okurlar öykülerin sonrasını merak ettiklerini, karakterlerin akıbetini düşündüklerini söylediler. Bu da benim için çok kıymetli. Demek ki o dünyalara girebilmiş, o insanları tanımış, hissetmişler. Bundan daha güzel bir şey olabilir mi?
Sardunyalar Güneşe Bayılır’daki öyküleri yazarı olarak genel anlamda nasıl tanımlarsınız?
-Sardunyalar Güneşe Bayılır’daki öyküler hayatın tam içinden süzülen, gündelik gibi görünen ama insanın iç dünyasında izler bırakan hikâyeler. Ben o öykülerde görünmeyen ya da görünmek istemeyen duyguları anlatmaya çalıştım. Hayatın küçük anlarında saklı büyük duygular diyebilirim.
Bundan sonraki kitap bağlamında yine öykü türüyle mi devam edeceksiniz yoksa farklı türde yazdığınız bir kitap mı gelecek?
-Şehir Tiyatroları için yazmış olduğum bir oyunum var. Onu romana dönüştürme fikri zaman zaman aklıma geliyor ama şimdilik öyküyle devam etmeyi düşünüyorum. Belki üçüncü kitap roman olur, kim bilir! (gülüyor)
Başak Arslan’a bu güzel röportaj için teşekkür ediyorum. “Sardunyalar Güneşe Bayılır”ı tüm kitapçılarda bulabilirsiniz.



